Category Archives for Tavsiyeler

Ruhumuzun köprüleri…

Zordur köprüleri yakmak… Sıradan sabahların mahmurluğuna alışmışlar için, bir şafak vakti aniden geçmişinden ve bugününden vazgeçmek ve içinde her nasılsa saklanmayı başarmış bir ya­rın heyecanının kanadına tutunarak havalan­mak cesaret ister. Kurulu düzen öylesine rahat, öylesine huzur doludur ki, ruhuna gömülü ço­cuğu, yıllarca kınında beklemiş keskin bir kılıç gibi uyandırıp dörtnala ileri atılmak, yaman bir karara dönüşür. Continue Reading »

Pencereden Kar Geliyor…

Merhaba arkadaşlar;

Son günlerde blog’umda pek yazı yazamıyorum. Video paylaşım blog’u oldu sanırım biraz benimki. Ama olsun.. Böyleside çok güzel (:

Facebook denen sosyal paylaşım ağında, bir arkadaşımın paylaştığı Türkü çok hoşuma gitti. Şiddetle dinlemenizi tavsiye ediyorum…

 

Continue Reading »

“Bu benim için bir son olmayacak” – diyebilmek!

Beş dakikanız var mı? Size birini tanıtmak istiyorum… Belki daha önce de karşılaştınız ama, yinede tanıtmak istiyorum onu sizlere… Onu ve şu 5 dakikalık video’sunu göstermek istiyorum.

İsmi Nick Vujicic. Doğuştan kolları ve bacakları yok. Ama o buna rağmen okadar mutlu ki. Okadar umutlu ve okadar verimli biri ki… Şu video’yu izlerken ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Continue Reading »

Türkçenin Sırları

Bu günlerde Nihat Sami Banarlı’nın ‘Türkçenin Sırları’ isimli kitabını okuyorum. 
Kitabın okuduğum son bölümünde  ‘yaa eet bu çok doğru bunu mutlaka herkesle paylaşmalıyım’ dediğim yazarın yaptığı bir tespiti sizlerle paylaşmak istiyorum…

” Vaktiyle Çinlilerin, Türk bütünlüğünü bozmak için eski bir Türk Hakanından verecekleri bir prensese mukabil Türk vatanından bir (tılsımlı) taş parçası istedikleri bilinir.
Hakan, büyük bir gaflete düşerek bu  tılsımlı taşı Çinlilere verince vatanda korkunç felaketler olur.
Bir kısım Türkler Çinlilere esir olurlar. Bir kısmı ancak vatanlarını bırakarak  başka yerlere göçmek suretiyle yaşamaya devam edebilirler.

Bugün de düşmanlarımızın bizden çalıp koparmak istedikleri üç büyük tılsım vardır:

  1.  Milletleri birbirine bağlayan tek ve güzel bir dil.
  2.  Türk milletini tam bin yıl dünyanın en ahlaklı, en medeni ve en büyük kuvveti haline getiren Türk müslümanlığı
  3.  Türk çocukları için daima büyük şeref ve güven kaynağı olan, milli tarih ve ecdad sevgisi.

Şimdi dikkat edersek, açıkca görüyoruz ki elimizden gidenler hep bunlardır.

Bugün artık birbirmizin dilini bilmiyor, değerini anlamıyor, inanışını küçümsüyor ve birçoklarımız, kendi tarihimize küfürler savurarak yetişiyoruz.
Eğer hala çaresini bulmaya davranamazsak, kendi elimizle hazırladığımız ve kendi gafletimizle devam ettirdiğimiz bu menevi yıkılışı, hiçbir başka kalkınış veya davranışla önleyemeyiz’

Nihat Sami Banarlı Türkçenin Sırları sayfa 239-240

Yolculuk vakti geldi… Yine sensiz…

Merhaba arkadaşlar;

Bayramı köyümde geçirmek için bir süre İstanbul’dan, evimden, sevdiğimden ve sevdiklerimden ayrılıyorum.

Köyüme gitmenin kıpırtısı şuanda içimde olsa da , daha gitmeden bastıran şu özlem duygusu yok mu? İstanbul’a dönüşü şimdiden bekler oldum. Daha şimdiden gözümü dönüş tarihine diktim. Hasretini şimdiden yaşar ve kavuşmanın sıcaklığını daha şimdiden duyar oldum…

Ben yokken evime iyi bak İstanbul!.. Sevdiğime iyi bak… Sevdiklerime iyi bak… Kendine iyi bak…

Herkesin Ramazan bayramı şimdiden mübarek olsun… Bensiz geçirdiğiniz günleriniz aydın olsun… Gününüz aydın olsun…

Not : Seni seviyorum…

Bugün 12 Eylül…

” Aziz Yurttaşlarım;

Bir defa daha belirtiyorum ki; Silahlı Kuvvetler aziz Türk Milletinin hakkı olan refah ve mutluluğu, vatan ve milletin bütünlüğü ve gittikçe etkisi azaltılmaya çalışılan Atatürk ilkelerine yeniden güç ve işlerlik kazandırmak, kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmak, kaybolan Devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır. ”

Bu sözlerle başladı oyun… Ya da bu sözlerle bitti oyunun 1. perdesi… Geçildi 2. perdeye mi demeliydim? Herşey planlanmıştı zaten. Zeminde buna epeyce hazırlandı. Aslına bakarsanız tamda zamanıydı… Şimdi olmazsa nezaman olacaktı ki ?

Hergün sen sağcısın, ben solcuyum diye en az 30 kişi cinayetlere kurban gidiyor, devrin başbakanı kendini bilmez, çaresiz, aciz açıklamalarla hergün halkın karşısına çıkıyor ve güvensizliği bir adım daha tırmandırıyor, o da yetmemiş gibi Hükümet bir türlü yeni Cumhurbaşkanını seçemiyor, sağ kesim için çalışan siyasilerin düzenlediği mitingler sabote ediliyor… Aralarından olmayan bir kesimin yaptığı eylemler, şeriat amacı güden eylemler olarak nitelendiriliyor ve devam eden huzursuz ortam sürekli canlı tutulmaya çalışılıyordu.

Bu atmosferde Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime Türkiye tarihinde 3. kez el koydu. Ve işte sonrasında meclisin halini, siyasi yönetimin merkezi olan meclisin, siyasilerden uzak, kendisine hiç yakışmayan, yakıştıramadığım o durumunu özetleyen bir fotograf;

Aslında bu fotografı gördükten sonra hakkında konuşulacak pekte birşey olmadığını düşünüyorum… Yapılan askeri müdehalenin bu tek kare fotografı en başta da söylediğim gibi, bana oynanan bir oyunun 2. perdesini çağrıştırıyor…

Bu fotograftan sonra daha yazası gelmiyor insanın. Darbenin nelere mâl olduğunu şöyle kısaca bir özetleyip, bu konuda daha fazla bilgi edinmeniz, araştırmanız ve bilgilenmeniz için sizi yalnız bırakmalıyım diye düşünüyorum…

İşte o sabah ve sonrasında olanların kısaca rakanlara dökülmüş hali;

  • 650 bin kişi gözaltına alındı.
  • 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
  • Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
  • 7 bin kişi için idam cezası istendi.
  • 517 kişiye idam cezası verildi.
  • Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı).
  • İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.
  • 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
  • 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.
  • 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
  • 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı.
  • 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.
  • 30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti.
  • 300 kişi şüpheli bir şekilde öldü.
  • 171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi.
  • 937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı.
  • 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
  • 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hekimin işine son verildi.
  • 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
  • 39 ton gazete ve dergi yakıldı.
  • Cezaevlerinde toplam 299 kişi hayatını yitirdi.
  • 144 kişi şüpheli bir şekilde öldü.
  • 14 kişi açlık grevinde öldü.
  • 16 kişi “kaçarken” vuruldu.
  • 95 kişi “çatışmada” öldü.
  • 73 kişiye “tabii ölüm raporu” verildi.
  • 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi.

 Tüm bu rakamlara rağmen, hala katıldığı programlarda verdiği demeçlerde durumdan rahatsız olmadığını bildiren Evren Paşa ve arkadaşlarına diyecek kelime bulamıyorum. Hele ki Evren sözüm ona PAŞA gibi bir şahsiyeti ülkenin başına getiren zihniyeti, hala siyasi arenada gördükçe, bu duruma kayıtsız kalanları gördükçe… Kelimeler düğümlenip kalıyor inasanın şurasında…

Belkide çok düşünmemek lazım. Belkide bu yazı için, benim için susma vakti gelmiştir… Ozaman bu vakit’in gereğini yapayım. Ve susayım…

Herkese Kara Eylül’den birkez daha merhaba!..

Olabiliyorsa gününüz aydın olsun…

Vazgeçersen, kaybedersin.

Video sitelerinin birinde karşılaştığım bir klip çok hoşuma gitti. Çocuğun yılmaması, inatı, sonuna kadar devam etmesi çok güzel ve bir okadar da romantik geliyor insana…

Gerçi bu romantikliğin tadına varabilmek için, öncelikle aşk denen o amansız hastalığa birkez yakalanmış olmanız gerekiyor. Neyse… İzleyelim bakalım ;

Bu video’yu iki özlü sözle bitirmek lazım;

  • Vazgeçersen, kaybedersin.
  • Durmak yok, yola devam…

;)